Futbola Sitem

Futbolu oynamayı da izlemeyi de çok seven biri olarak son zamanlarda o kadar rahatsız olmaya başladım ki bu sporun varlığından anlatamam. Çok kısa zamana çok fazla konu birikti. Hepsine değinmeye çalışacağım. Transfer dönemi, liglerin başlaması, milli maçlar derken çok fazla karşıma çıktı futbol. Gerek ulusal ya da uluslar arası spor basınını gerekse sosyal medyadaki futbolla alakalı hesapların yahut taraftarların paylaşımlarını irdeledikçe adeta midem bulandı bu yaz.

Kapitalizm Ve Futbol

Şimdi bu iki kavramın yan yana gelmesi yeni bir şey değil. Özellikle son yıllarda futbol bir spor olmaktan çıktı. Çok büyük paraların döndüğü, sporcuların şovmenlere evrildiği, en önemli kaynağı fanatizm olan bir endüstri hâline geldi. E hâl böyle olunca futbolla ilgili sohbetlerde oynanan oyunun kendisinden neredeyse bahsedilmez oldu.

Transferler ve Diğer Şeyler

Evet futbolun sermayeyi beslediği çok fazla alan var. Orta sınıfın elitistliği ve toplumsal statü çabasının sömürülmesi var mesela. Satılan kombineler, maç biletleri, formalar, tişörtler, atkılar ve daha birçok şey… Yüksek gelirliye ise daha neler var neler. Localar, sponsorluklar derken bunun sonu yok; bir futbol kulübü bile satın alabilirsiniz. Öte yandan işçi sınıfının temizliğini yine kendi reklamına alet ederek sömüren bir endüstri bu. Mesela bir inşaat işçisinin yeleğinin arkasına tuttuğu takımın yıldızının adını ve forma numarasını yazmasıyla başlayan serüvenin 50 bin kişilik statta maç izleyip imzalı forma alarak sonlanması gibi. (Burada şuna parantez açmak istiyorum; konudan bağımsız ama, tek tük mutlu işçi örnekleri ya da başarı hikayeleri kapitalizmin en büyük silahlarından biridir. Sistemde kalmaya teşviğin de âlâsıdır.)

Daha birçok şey var. Futbolcuların kaldıkları oteller, gittikleri restoranlar, katıldıkları TV programları, giydikleri kıyafetler hatta saç kesimleri bile sermayeye hizmet eden bir reklam unsuru. Şu hayatta sahip olabileceği belki de en büyük başarı kendini bir futbolcunun yerinde hayal edebilmek olan birçok kişi için özenle hazırlanmış tuzaklar. Ayrıca futbolcuların ya da teknik heyetlerin ve kulüp çalışanlarının maaşları, menajerlik ücretleri, reklam ve sponsorluk gelirleri derken dönen paraların haddi hesabı yok. Ama transfer diye bir olay var ki, hepsinden beter.

Köleliğin yaygın olduğu zamanları hatırlatan bir uygulama var. Adına bonservis demişler. Bir futbolcunun bonservisine sahip olunca onunla kulübünüzde oynaması için kontrat yapabiliyorsunuz. Ya da onu başka bir kulübe kiralama hakkına sahip oluyorsunuz. Gerçekten insanlardan bahsederken “sahip olmak” ya da “satın almak”, “kiralamak” gibi kavramları kullanmak çok utanç verici. Şimdi gelin bakalım sadece bu yaz futbolcu “satın almak” için ne kadar paralar ödenmiş:

Bonservisine 50 milyon euronun üzerinde para ödenmiş 10 futbolcu var.

Bunların başını tabii ki iki yeni Paris Saint Germain futbolcusu çekiyor: Neymar(€222M) ve Mbappe(€180M). Ayrıca Barcelona’nın 20 yaşındaki yeni futbolcusu Dembele için de bonuslarla beraber 150 milyon euroya varan bir para ödenecek. Şimdi dediğim gibi sırf bu yaz bir kulüp tarafından satın alınmak için mevcut kulübüne 50 milyon eurodan fazla para ödenen 10 tane futbolcu var. 50 milyon euronun ne demek olduğunu biraz daha irdeleyelim. Bu meblağ Türk Lirası’na çevrildiğinde 204 milyon TL yapıyor. Basit bir hesapla, bir asgari ücretlinin bu parayı kazanabilmesi için 145.714 ay çalışması gerekiyor. Yani 12.143 yıl. İşte futboldan nefret etmek için bir neden. Yeterli değil mi? Şimdi de gelin Avrupa’nın 5 büyük liginde (İngiltere, İspanya, Almanya, İtalya, Fransa) ve Türkiye’de yine sadece bu yaz futbolcu bonservislerine toplamda ne kadar para harcanmış görelim:

İngiltere Premier Ligi: 1.541 milyar €
İspanya La Liga: 0.559 milyar €
Almanya Bundesliga: 0.585 milyar €
İtalya Serie A: 0.881 milyar €
Fransa Ligue 1: 0.844 milyar €
Türkiye Süper Lig: 93 milyon €

Veriler transfermarkt.de’den. Sadece bu 6 ülkede bir yazda futbolcu “satın almak” için ödenen toplam para 4.51 milyar euro! Tam olarak nasıl bir paradan bahsettiğimi düşünün. Bu arada Türkiye’de transfer sezonunun kapanmasına hâlâ 5 gün var.

Yine Katar…

Bu yazın en pahalı iki transferini PSG’nin gerçekleştirdiğini söylemiştim. Bu kulübün sahibi Katarlı bir iş adamı olan 43 yaşındaki Nasser Al-Khelaifi. Son yıllarda Ortadoğu ülkelerinin paralarını bir de futbola harcamaya meylettiklerini söyleyebilirim. Avrupa’da taraftar sayısı çok, iyi bilinen ama son yıllarda sportif olarak pek başarı gösterememiş kulüpleri bir bir satın aldılar. Bunları Uzakdoğu’lu iş adamları takip etti. Şu an Avrupa futbolundaki birçok takımın en büyük hissedarları, halkları bin bir zorlukla mücadele eden Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinin ensesi kalın iş adamları. Bu iş adamlarından Avrupa futbolunu korumak için alınan önlemler de mevcut.

Bilmeyenler için biraz bahsedeyim, Finansal Fair-Play (FFP) diye bir şey var. Özellikle bu zengin iş adamlarının futbol piyasasına dahil olmasından sonra UEFA (Avrupa futbolunun başındaki kurum) böyle bir uygulamayı hayata geçirme kararı aldı. Özetlemek gerekirse bu kural şöyle işliyor: Bir futbol sezonunda transfere harcadığınız para o sezon transferden elde ettiğiniz parayı geçemiyor. Ayrıca kulübün toplam gideri de toplam gelirinden en fazla 30 milyon euro fazla olabiliyor. Eğer bu kriterleri sağlayamıyorsanız cezaları var. Avrupa Kupaları’ndan men, transfer yasağı, puan silme vb. cezalar işte. Ama çok samimi bir uygulama değil bence. Çünkü dönen paralar ortada. Ve kulüpler mutlaka bu kuralın etrafından dolaşmanın bir yolunu buluyorlar. Buna izin verildiğini düşünüyorum.

Bu etrafından dolaşmaların en basit örneklerinden biri 180 milyon euroluk Mbappe transferi mesela. PSG bu sene hâlihazırda 222 milyon euroya Neymar’ı transfer ettiği için Mbappe transferini bu yıl oyuncuyu kiralayıp, önümüzdeki yıl zorunlu olarak 180 milyon euroya satıl alacak şekilde bir anlaşma yoluna gitti eski kulübüyle. Yine ülkemizde Fenerbahçe’nin 3. kalecisi Ertuğrul Taşkıran alt lig takımı Boluspor’a tam 1 milyon euro karşılığında transfer oldu. Oysaki Boluspor tarihinin bu zamana kadarki en pahalı transferi 76 bin euroydu. Burada da Fenerbahçe UEFA’ya satış göstermek için Boluspor’a elden para verip oyuncusunu bu takıma “sattı”. Yani Boluspor Fenerbahçe’nin oyuncusunu Fenerbahçe’nin parasıyla “almış” oldu. Bunlar ve benzeri yollarla FFP bir şekilde aşılıyor.

Gelelim PSG ve Katar’a. Mevcut UEFA başkanı Aleksander Ceferin bir açıklama yaptı. Açıklamanın en can alıcı cümlesi şu: “Ülkeler futbolcu satın alamaz.” Şimdi bu söz neye cevaben söylenmiş inceleyelim. Ortada bu değirmenin suyunun nereden geldiğine dair ciddi bir iddia var. Bu iddiaya göre 2022 Dünya Kupası’nı düzenleyecek olan Katar, bu organizasyonun tanıtımı için sağlanan fondaki paraları sponsorluk adı altında oyuncu transferlerine aktarıyor. UEFA başkanı bu konuyla ilgili soruşturma başlattıklarını belirtmiş. Soruşturma sonucunda neler çıkar bilmiyorum. Bildiğim şeyse, bugün bir spor sitesinde PSG’nin 222 milyon euro bedelle transfer ettiği Neymar’ın Paris’teki 5 bin metrekarelik yeni eviyle ilgili bir habere denk geldiğim.

Cinsiyetçilik her yerde!

Bu transfer mevzusunu son günlerde aklıma çok takılan, canımı çok sıkan bir olayla kapatmak istiyorum. Geçenlerde Galatasaray İngiltere’nin Manchester City takımından Jason Denayer’i “kiraladı”. Bu oyuncuyu Türkiye’ye ayak bastığında karşılamak isteyen taraftarlar da İstanbul Atatürk Havalimanı’na doğru yola çıktı. Instagram’daki Galatasaray hayran sayfalarından birinin yöneticisi de bu taraftarlar arasındaymış. Ve uygulamanın canlı yayın özelliğini kullanarak insanlara oradaki karşılamayı izletti. Ben de gecenin bir vakti havalimanına bir futbolcuyu karşılamaya giden bu insanlar nasıl birileri, neler yapıyorlar, neler söylüyorlar görmek için bu yayını takip ettim. Yönetici elindeki telefondan canlı yayını açmış, kamerayı dış hatların geliş kapısına tutmuştu. Futbolcunun çıkışı biraz gecikti ve bu süreçte doğal olarak o kapıdan onlarca insan çıktı. İşte olay tam da bu noktada gerçekleşiyor.

Ne zaman şortlu bir kadın kapıdan çıksa canlı yayındaki yorum kısmına “Offff karıya bak”, “Admin siktir et Denayer’i karıları çek”, “Buraya böyle karılar geliyorsa ben her gün gider o kapıda beklerim” gibi mesajlar yağdı. O kadar rahatsız edici, o kadar utanç vericiydi ki anlatamam. Buna ek olarak ne zaman kara çarşaflı bir kadın kapıdan çıksa “Yine amına koyduğumun Suriyelileri gelmiş ülkeye” ve benzeri minvalde ırkçı ifadeler de belirdi o sol alt köşede. Bununla da bitmedi. Oyuncu gelince yapılan ilk tezahürat “Fenerbahçe ananın amı” şeklindeydi. Ne alakaysa? Yine takımları, insanları, renkleri aşağılayıcı birçok tezahürat eşliğinde yayın son buldu. Cinsiyetçiliğin, ırkçılığın, nefretin, cehaletin haddi hesabı yoktu. Halbuki bir futbolcunun ülkeye adım atmasını gösteren 10 dakikalık bir yayındı sadece. Burada bile hemen belirdi bu korkunç güruh. Adım gibi eminim ki bu yorumları yazanların çoğu da saçma sapan “Youtuberları” izleyerek gününü geçiren, maksimum 12-13 yaşında veletler. Zaten mevcut durumda yaşaması en zor ülkelerden biri olan Türkiye’nin geleceği o kadar karanlık ki anlatamam. Siyasi iktidarlar değişir elbet. Hiçbir diktatör de sonsuza kadar hükmedememiştir. Ama bir toplumun yüzyıllardır beynine işlenen tüm bu ahlaksızlık, cehalet, nefret nasıl silinir onu bilmiyorum işte.

Siyaset ve Futbol

Özellikle ülkemizdeki siyasetçilerin futbolu nasıl kendilerine malzeme ettiklerini de hepimiz gayet iyi biliyoruz. Her mitingde o şehrin takımının atkısını asmalar, protokol tribününde izlenen ve yayıncı kanala “Her fırsatta beni göster” talimatı verilen maçlar… Referandum sürecindeki yalaka futbolcular, Erdoğan’ın gösteri maçındaki golleri hakkında “Ibrahimovic görse kıskanır!” manşeti atan gazeteler ve niceleri. Hepsini tek tek irdeleyerek iyice uzatmayacağım yazıyı. Ama geçenlerde Ukrayna-Türkiye maçında olan şeye değinmeden geçmek mümkün değil. Hele de az önce futbolla cinsiyetçiliğin ne kadar iç içe geçtiğinden bahsetmişken…

Ama önce çok kısa milli takım.

Türkiye milli takımı yine bir fiyaskoya imza attı. Zerre umrumda değil, milli takımı desteklemeyi yahut umursamayı bırakalı o kadar çok zaman oluyor ki zaten. Ama Türkiye Milli Takımı’nın 72 yaşındaki Rumen teknik direktörü Lucescu’nun son zamanlarda Türkiye Ligi’ndeki takımlarda çok az sayıda Türk oyuncunun oynamasından yakınması sinirlerimi bozuyordu. Çünkü yine işini iyi yapanı, emek harcayanı göz ardı edip ırkçılıkla, adam kayırmayla vasıfsız insanları şöhret ve para sahibi yapmanın peşinde koşuluyordu. Hele bir de bu durumun halk üzerinde öyle bir tezahürü var ki şaka gibi! Sosyal medyada sürekli “Her yer yabancı futbolcu, maçlardan önce İstiklal Marşı’nı kim okuyacak” sitemine denk geldim durdum. Komikti, cehalet fışkırıyordu her yerinden. Türkiye bu sosyokültürel yapıyla herhangi bir alanda olamadığı gibi sporda da asla ama asla başarılı olamayacaktır.

FEMEN ve “Erdogan Killer”

Gelelim asıl değinmek istediğim konuya. Ukrayna’daki maçın seremonisi esnasında FEMEN gerçekten olağanüstü bir eylem gerçekleştirdi. Erdoğan’ın tahammül edemediği her şey vardı orada. Kadın vardı, tüm kadınlığıyla. Baskıyla, korkuyla, zorbalıkla unutturduğu sözcük karşısına çıkmıştı tekrar. Zaten dipte olan uluslar arası repütasyonu bir şekilde yine alçalmayı başarmıştı.

Tabii Türkiye toplumunun çoğundan gelecek tepkiyi tahmin etmek zor değildi. Cinsiyetçiliğin, hakaretin, egonun tavan yaptığı yorumlara şahit oldum. Hepsini paylaşmak mümkün değil. Zaten canınızı o kadar sıkmak da istemiyorum. Ama FEMEN’in kendi hesabından paylaştığı bir yorumu paylaşacağım sizlerle. Ve bir not düşmek istiyorum, inanın en kötü yorum olmaya aday bile olamaz bu.

Son olarak şunları söyleyeyim: Futbol Türkiye’de de Dünya’da da çok korkunç bir yere doğru gidiyor son sürat. Ama futbola gelene kadar Türkiye’nin çözmesi gereken o kadar çok var ki…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s